Mar
06
Gönderen: admin, Makale, Mart-6-2025

İnsanların hayatlarını kaybettiği, sürekli acıların konuşulduğu bir toplumda yaşamak tercihimiz olamaz. Huzurlu, sakin bir ortamın inşası, sağlıklı düşünebilmenin önünü açabildiğinden en çok bizler için önemli görülmelidir. Çünkü sağlıklı düşünen insan doğru kararlar verebilir; kendi kıyameti gelmeden hayatını, gidişatını sorgulayabilir.

Bir hengâme içerisinde selin önüne atılmış çer çöp gibi sağa sola savrulan gençlerimiz, yönlendirildikleri batıl davaların hipnozuyla hareket ettiklerinden, sadece ölmeye ve öldürmeye odaklanmış durumda bırakılmışlardır.

Oysa bizler, hayat veren ve körelmiş yürekleri diriltecek olan mesajın, şuurunu kaybetmiş bu insanlara da ulaşmasından sorumluyuz. İman edenleri yurtlarından, Mekke’den çıkartan inkârcıların elebaşlarına karşı “keşke beni insanlarla başbaşa bıraksalardı” diyen Hz. Muhammed(s)’in bu sözleri hidayetin insanlığa ulaştırılmasının önemini ve ideal ortamın ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir.

Ümmet bilincinin toplumdan kazınması ve ulus devlet anlayışının yaygınlık kazanmasının bir sebebi olarak ortaya çıkan çatışma ortamında 40 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Bu savaşta bir kesim, kendilerine dayatılan seküler-ulus gömleğini benimseyerek hareket ettiler. Kürt halkı ise yok sayılmış, sindirilmiş ve ezilmişliğin müsait ortamında üretilen Kürt ulusal projelerinin önüne itilmeye çalışıldı.

Diğerini yok sayan, tepeden inmeci ve dayatmacı ulus kimlik tanımları, “şerefli, ırk, ne mutlu Türküm diyene, varlığım Türk varlığına armağan olsun” gibi yaklaşımlar sorun üretti. Bu temeller üzerine inşa edilmiş sorunlara karşılık Marksist temelli bir ideolojinin gölgesinde üretilen Kürdistan ulus devleti iddialarıyla çıkıldı. Türk ve Kürt gençleri bu batıl iddialar uğruna savaştırıldı. Canlarını, içerisinde İslam’ın olmadığı ama her tür kirli düşüncenin yer aldığı değerler uğruna feda etmeleri istendi.

Uzun yıllar TSK’da İslami olana tahammül yoktu. Rakı kadehleri birer laiklik simgesi olarak havaya kaldırılıyor, başörtülü anneler orduevinde gerçekleşen nikâh törenlerinde evlatlarının yanında olamıyor, kapıda ağlayarak bekleşiyordu. PKK yöneticileri ise dönem dönem, “Laiklik hususunda dönemin TSK’sı ile aynı düşünüyoruz” açıklamaları yapmakla meşguldü.

Savunulan değerlerin içerisinde bölge insanının yüreklerine nakış nakış işlenmiş olan İslam’a yer yoktu. Savaş kirliydi ve taraflar İslami olana tahammül edemiyordu. İslami camiaların etnik temelli çatışmayı bitirebilecek değerler olan “takva, inanç bağı, ümmet bilinci” gibi söylemleri pratikte bir güç olunmadığı için çok da karşılık bulamadı.

Bugün yeniden gündeme gelen ateşkes süreci, aslında ailelere, gençlere bu değerleri ulaştırabilme adına bir fırsat olarak görülmeli. Bu zorlu sürecin neticesinde akan kanın duracak olması, Türk ve Kürt gençlerine dünya ve ahiretlerini kaybettiren şartların ortadan kalkması, onların tebliğe ve mesaja muhatap olabilmeleri adına çok kıymetli… Bu kıymet, Müslümanların çatışma ve kargaşanın dindiği bir coğrafyada artık kendilerine daha fazla iş düştüğünü fark edip o yönde hareket etmeleriyle görülebilir.

Tüm ulusal değerlerin ayaklarımızın altında olduğu, Manisalıyı, Diyarbakırlıdan, Hataylıyı, Siirtliden, hatta Kudüslüyü İstanbulludan, Halebliden, Gazzeliden ayırt etmeyen ümmet anlayışının kuşatıcı ilkeleri böyle sakin bir ortamda durmaksızın anlatılmalı. İnsanlar, Kur’an’ın diriltici mesajına çağrılmalı… Kemalist-Apoist zihninin emperyal projeler kapsamında kurguladığı yeni oyunların figüranları olunmaması için Tevhid, adalet, takva ve merhamet temelli ilahi çağrıya dayanan davet yaygınlaşmalı…

Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz ve tüm etnik unsurları iman paydasında temsil edebilecek bir iradeyi ortaya çıkaracak çabaların içerisinde olunmalı… Halklara, İslami değerleri tanımayan ve ellerinde kardeşlerinin kanı bulunanların kendilerini temsil edemeyeceği hatırlatılmalı…

Öcalan’ın, “Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” çağrısının hangi grupları kapsayacağını ve etkisinin ne olacağını tabi ki gözlemleyip takip edeceğiz. Ancak, PKK silahlı bir örgüt olarak da kalsa, tasfiye olup bir fikir hareketi olarak da varlığını sürdürse bizlerin bu batıl anlayışlara karşı mücadelemiz devam edecek. “Bir halkı batılı şemalara göre ve laiklik temelinde uluslaştırmaya çalışan, Makyavelist ve batıcı bir şirk hareketi olan PKK, özünde Batılı yaşam tarzını idealize eden, İslam ümmetinin yeniden ihyasını amaçlayan İslam coğrafyasındaki uyanış hareketlerine karşı Batı medeniyetinin beşinci kol faaliyetini yürütmektedir” gerçeğine karşı uyarı çabalarımız ve duyarlılığımız da değişmeyecektir.


Comments are closed.